Orkun Ozan Medya
Orkun Ozan Medya
Orkun Ozan Medya
Neler Yapıyoruz!
Neler Yapıyoruz!
Neler Yapıyoruz!
Kimlerle Çalışıyoruz!
Kimlerle Çalışıyoruz!
Kimlerle Çalışıyoruz!
Haberler!
Haberler!
Haberler!
İletişim
İletişim
İletişim
Sanat Galerisi
Sanat Galerisi
Sanat Galerisi

Haberler !

  • 17.05.2011 "Doğal olarak" teknolojiden yanayız!

    "Doğal olarak" teknolojiden yanayız!

     

    "Orkun Ozan Medya Hizmetleri, AGFA yetkilisi Jack Birnot tarafından verilen eğitim sonrası, ekolojik, ekonomik ve ergonomik kalıp sistemini kullanmaya başladı."

     

    Orkun Ozan Medya Hizmetleri teknolojiyi sürekli takip edip kendisini yenilerken kimyasaldan tamamen uzaklaşmayı hedeflemektedir.

     

    Bugünlerde de ekolojik ve ekonomik CTP Kalıp teknolojisi AGFA ile solvent bazlı kaplamaları değil,

    Su bazlı kaplamaları kullanarak hem sağlığa hem de doğaya zarar vermeyen teknolojiyi kullanmaya başladı.

     

    Üstelik AGFA kalıplarının daima pozla maya hazır olması, kimyasal kullanımın olmaması %100 doğa dostu bilinci;

    %50'ye varan enerji ve su tasarrufunun sağlanabilir olmasıyla da zamandan ve emekten tasarrufun sağlandığını kanıtlamaktadır.

    Ayrıca kalıptaki kontrastın yüksek olması baskı renklerindeki güvenilirliği de beraberinde getirmektedir.

     

    Orkun Ozan Medya Hizmetleri'nin teknoloji takipçiliği; yaptığı işin kalitesinden asla ödün vermeyen hizmet anlayışı; "düşüncede başlayan tasarım anlayışını, üretimde sonlanan kalite bilinciyle yaşatmaktadır".

     

  • 17.05.2011 "Tasarımın temeli, omurgası tipografik düzenlemedir"

    "Tasarımın temeli, omurgası tipografik düzenlemedir"

     

    Yıllardır Antalya'da otellere, turizm şirketlerine, sivil toplum kuruluşlarına, kurumlara ve diğer reklam verenlerine proje bazında üst düzey tasarım ve baskı hizmeti veren Orkun & Ozan Medya Hizmetleri A.Ş.'nin Yönetim Kurulu Başkanı Himmet Öcal, matbaacıların tasarımla baskıya değer katabileceklerini ve işlerinin saygınlığını koruyabileceklerini vurguluyor.

     

    Himmet Öcal ile acımasız bir fiyat savaşına dönüşen rekabetten, tasarımın baskının değerindeki rolüne, matbaa – müşteri ilişkilerinden, Antalya matbaacılığının üstesinden gelebildiği ve gelemediği işlere uzanan geniş kapsamlı bir söyleşi yaptık.

     

    Matbaadan problemsiz iş çıkması için öncelikle nelere dikkat etmek gerekir?

     

    Birçok meslekte talep eden müşteri, aslında o mesleğin kaliteli ve doğru yapılışı anlamında birinci etmendir. Bu müşteri bilinçli olursa neyi satın alma istediğini hangi fonksiyonellikte bir ürün, bir iş satın almak istediğini net olarak iletebilirse bir sorun çıkmaz. Bir yanda o istek, diğer yanda o işi yapacak kişinin mesleki bilgisi, iş deneyimi ve bunun arkasındaki üretim teknolojisinin sahipliği yer alır; bu ikisi örtüşmediği zaman problem çıkar.

     

    İşi üreten, işi yapan insanın mesleki yeterliliği az ise ve karşıdaki insanın birbiri arkasına tespih tanesi gibi dizili anlaşılır olmayan istekleri varsa bunu kendi bilgisi dahilinde bir araya getiremez. O zaman yarım başlayan bir işte yarım çalışılır, sonrasında iş talep edenle işi yapan arasında memnuniyetsizlik başlar. Bunun ortadan kalkması için bir tarafın bu işi çok iyi çözümlemesi gerekir.

     

    Öte yandan, siz işinizi çok iyi yapıyorsunuz; karşıdaki insanın sizden ne talep ettiğiyle ilgili, az önceki verdiğim örnek gibi bir biri arkasına sıralayamadığı istekleri yönlendirme şansına sahipsiniz. O zaman gücünüz ortaya çıkıyor. Müşteri, sizin karşınızda bir türlü adını koyamadığı işin tam tarifini alıyor. Bu aslında işi yapan insan için son derece avantajlı bir durum. Bu müşteriyi yönlendirmek, bu müşteriye üretim yapmak, yaptığınız üretimin karşısında müşterinin memnuniyetini görmeniz çok daha önemli. Bu problemsiz bir iştir.

     

    Benim tariflediğim anlamdaki iş talebi, işi yapan tarafından da, işi yaptıran tarafından da, ne istediğini doğru ortaya koyabilen üreticiden istediği bilgiyi, doğru üretimi alan insan için de geçerlidir. Çünkü bu sefer müşteri bilinçlenir. Müşteri yaptıracağı işin yönlendirmesini yapabilir. Bu iş ilişkisinde bir problem çıkmaz. Aksine işin sonunda müşteri, “Bu işi ben yaptırdım” diye işin keyfini de yaşar, egosunu tatmin eder. Sonuçta bir işletme yaptığı işle ilgili kârlılığı ve ardından da üretim arttırmayı düşünüyorsa, müşterinin bu keyfi yaşamasına da karışmaması lazım. Neticede bu ego tatmini duygusu hepimizde vardır.

     

    “Müşteriye karşı doğruyu savunabilmek, bu işin doğruluklarını anlatmak çok önemlidir”

     

    İnsanlar yaptıkları işle yaşarlar. Her insan yaptığı işe daha çok düşünme zamanı ayırır. O işle ilgili daha çok hayal kurar, araştırma yapar. Örneğin ajans ve matbaalarda karşınıza her sektörden müşteri gelebilir; her sektörle ilgili bilgiyle donanmış değiliz. Ama bir ajans, bir tasarımcı ajans, karşısına gelen insanın felsefesiyle ilgili bir hazırlık evresine girmeli. Eğer müşterinin talebini boyutlandıramıyorsanız başta da söylediğim gibi yanlış olan bir işin yanlış üretimi ile başlamış olursunuz. Bundan sonra atacağınız her adım yanlışlıklar üzerine kurulur. Yanlışın savunması olmaz. Hatanın karşı tarafa kabul ettirilmesi ile ilgili çaba gösterilmez; yanlış yanlıştır.

     

    Müşteriye karşı doğruyu savunabilmek, bu işin doğruluklarını anlatmak çok önemlidir. Eğer doğruları savunma anlamında sadece işle ilgili maddi beklenti savunması yapılıyorsa karşıdaki insan bunu zaten anlar ve bu ilişki zaten orada biter. Dünyada hiçbir ülkede bir insan, sadece ondan alınacak maddi bir beklenti karşılığı bir pozisyon taşıdığını kabul etmez. Dünyanın hiçbir yerinde bir emeğin karşılığı olmayan para ödenmez. Ne yazık ki bu aşılamadığı sürece bu sorunların hepsi arka arkaya gelecektir.

     

    Antalya'da eğer kurumsal bir firma veya kurumsallaşmak için uğraşan firma benim dediğim anlamdaki iş yeri bir kurumla, bir şahısla böyle bir iş bağlantısına girmiş ve istediğini elde edememiş ise yaptığı ilk şey, “Antalya'da zaten hiçbir şey olmaz, ne işim var burada” diyerek işini İstanbul'da yaptırmaktır. Böylece Antalya'nın birçok işi dışarıya gidiyor.

     

    “Tasarım, bir işi formatından sayfa düzenlemesine, tipografisine kadar kapsayan çok yönlü bir kavram”. Burada ajansların rolü hakkında neler söyleyebilirsiniz?

     

    Geçmişte fotoğrafların ve slaytların doğru işlenmesi çok önemliydi. Çok güzel fotoğraflar çekmişsiniz ama slayt banyolarında bir hata yapılmış, banyo oturmamış, renk oturmamıştır; hatalı başlayan o işten olabildiğince doğru renk ayrımı almaya çalışırsınız. Bu hata filmden

    Kalıba, baskıya yansır. Birtakım mesleki tecrübelerle iş kurtarılmaya çalışılır. Günümüzde dijital fotoğraf makinelerinin geldiği noktada bu sorun ortadan kalktı. Eski ustaların renk gözü ortadan kalktı, çünkü her şey bilgisayarda... CtP ile film ortadan kalktı, kaliteyi elde etmek için ustanın müdahalesine ihtiyaç duyulan noktalar çok azaldı. Son yıllarda çok kaliteli kağıtlar gelmeye başladı. Bir dergiye, bir yayına baktığınızda yumuşak bir dokuya sahip kağıtla psikolojik bir bağ kuruyorsunuz. Çok renkli makinelerde baskı kalitesini, renk kalitesini halledebiliyorsak, geriye farklılık yaratacak tek bir şey kalıyor, o da tasarım...

     

    Tasarım, bir işi formatından sayfa düzenlemesine, tipografisine kadar kapsayan çok yönlü bir kavramdır. Günümüzde insanlar bir resmi sayfadaki bir alana yerleştirmeye tasarım gözüyle bakmaya başladı. Halbuki tasarımın temeli, omurgası tipografik düzenlemedir. Birçok uygulamada fevkalade can alıcı imajlar görürsünüz ama görsel anlatımın yanında sözel anlatımı sağlayan tipografik düzenlemeye baktığınız zaman, içler acısıdır. Birbiriyle örtüşmeyen görsel ve sözel unsurlarla kaliteli tasarımı ortaya çıkarmak mümkün değil.

     

    Baskı sektöründe arayacağınız tek bir farklılık unsuru kaldı; o da tasarımdır.

     

    “Tasarımın bedelinin ödenmesi lazım”

     

    Sayıları az olsa da hâlâ ajanslarla çalışan ve işini ajansa da kazandırabilecek bir fiyattan satabilen matbaalar var. Bunda tasarımın büyük rolü olduğunu söyleyebilir miyiz?

     

    Ne yazık ki müşterilere, “Tasarım parası almayalım, işlerinizi biz basalım” diyen matbaacılar var. Matbaa işletmeciliği ayrı, tasarımcılık ayrı bir iştir. Moskova'daki, Kiev’deki turizm fuarlarında katılımcı firmalar için stant tasarım ve uygulamaları yapıyorduk. Moskova'da Hotel Pirates Beach için yaptığımız stant, tamamen stant tasarım mantığının dışında bir tasarıma sahip. Geçmişte sanat akımları vardı; en yakın dönemde sanat literatürüne geçen Dali'nin eserlerindeki gibi hiç umulmadık objeler bir birinin yanına gelmişti. Standa her gelen duruyor ve fotoğrafını çekiyordu. Kiev’deki fuarda Güral Otel için yaptığımız stant belki Türkiye'den katılan Türk firmalarının o fuarda aldıkları ilk ödülü, “Stant Tasarım ve Uygulama” ödülünü kazandı. Bunları tasarımın gerekliliğini ve önemini vurgulamak için anlatıyorum.

     

    Tasarım çok farklı bir şey ve onun bedelinin de ödenmesi lazım. Ben matbaa makinemi yatağıma götüremem ama başımı yastığa koyduğumda o tasarımı nasıl çözümleyeceğimi de düşünebilirim. Uykuda, yemek yerken veya hareket halindeyken tasarım bizimle beraberdir ve bir yaşam biçimidir. Onu böyle algılamak ve müşterilere böyle sunmak lazım.

     

    Tasarımın var oluş amacı zaten müşterinin işine değer katmaktır. Müşterinizin onunla ödül alması, herkesin fotoğrafını çektiği bir sunum ortaya koyması, işini var olan boyutunun çok daha üstüne taşıyabilmesi için tasarım gerekli...

     

    Müşterilerim de çok mutluydu. Stantlarına her gittiğimde memnuniyetlerini benimle paylaştılar. Bana verilen en önemli kazanç oydu.

     

    Antalya'da 14–15 Nisan 2011'de TÜRKONFED Başkanlar Konseyi toplantısı yapıldı. Bu SİAD kuruluşlarının birleşimi bir organizasyon. Daha önce çeşitli kentlerde toplantıları yapılmış ve hep İstanbul'dan ajanslar yönlendirmiş. Ben ANSİAD 'ın kurucularından biriyim. Davetiye ve diğer basılı doküman için, “Biz bunları Antalya'da yapabiliyoruz” dedim. “Hayır, biz hayal kırıklığına uğramak istemiyoruz” dediler. İstanbul'dan Antalya taşra görünüyor. “Düşünemez, uygulayamaz, yapamaz” diye düşünüyorlar. Ama yapıp gönderdiğim davetiye ile en sonunda neler yapılabileceğini gördüler. Ben de bilinçli olarak bu toplantı için kuş figürünü seçtim. Bu figürü seçmekle, “Ben bu işi uçururum” mesajı verdim.

     

    Bastığınız iş ne olursa olsun, sunumunuz önemli. Ben başından beri kendi baskımız olmayan bir ambalaj kağıdına paket yaptırmadım. Kendi baskımız olmayan bir koliye paket koydurmadım. Bu bir kurum kültürüdür. Birçok matbaa, alınan kağıdın ambalajından paket yaparak işini müşteriye öyle gönderiyor. İşine bu kadar saygısız olan adamın işine karşıdaki insanın saygı duymasını bekleyemezsiniz.

     

    “Yaptığım iş müşterimin üretimini, satışını, tanıtımını güçlendirmeli veya ona itibar kazandırmalı”

     

    Matbaa müşterisi küçük ya da büyük, yaptırdığı her işle gurur duyabilmeli, diyebilir miyiz?

     

    Yaptığımız iş konusunda iki şeye önem veriyorum. Birincisi, benim yaptığım iş müşterime belli bir dönem içerisinde ticari olarak geri dönüş yapmalı. Onun üretimini, satışını, tanıtımını güçlendirmeli. İkincisi ona itibar kazandırmalı. Eğer bu ikisini yapamıyorsak yaptığımız iş yerini bulmuyor, boşa zaman öldürüyoruz demektir. Karşıdaki insanın zamanını çalıyoruz, parasını alıyoruz, ülke ekonomisine çöpe atılan malzeme ürettiğimiz için zarar veriyoruz, çalıştırdığımız insanların zamanını boşa harcıyoruz demektir. Bütün bunları yan yana getirdiğimiz zaman yaptığımız iş hiçliklerle doluyor.

    Günümüzün sert rekabet ortamında matbaacının müşteriyi geri çevirme lüksü yok. Öyle orijinaller geliyor ki ne yapılırsa yapılsın o iş ucuz görünmekten kurtarılamıyor. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

     

    Grafik tasarıma bilgisayar teknolojisinin girmesi üzerine, baskı makinelerinde manüel teknolojinin yanına bilgisayar teknolojilerinin, otomatik iş akışlarının girmesiyle hem kendim hem birlikte çalıştığım arkadaşlarım, 'olmaz' kelimesini artık lügatimizden çıkardık. Günümüzde teknoloji o kadar çok farklı boyutlarda seyrediyor ki biz bugün akşam uykuya yattığımızda dünyanın diğer yarım küresindeki insanlar üretime başlıyorlar. Bugün bildiğimiz doğrular sabahleyin kalktığımızda yanlış olabiliyor. Bugün olmaz dediğiniz bir işte sabah uyandığınızda 'olur'la karşılaşabilirsiniz. Onun için 'olmaz'ı kullanmak yerine 'olur' anlamına gelebilecek araştırma geliştirmeleri yapmamız lazım.

     

    Sizin sorunuza gelince, neticesinin ne olacağını gördüğünüz bir işte müşteri bunu görmüyorsa bitmiş iş belirli standartları, sizin standartlarınızı yakalayamayacak ise tabii ki 'olmaz' diyeceksiniz. Ama matbaacının o işi yapmazsa başkasının yapacağı şeklinde bir kaygısı var. Böyle meslek saygısı yaratılamaz.

     

    Yıllar önce bir otelci broşür yaptırmak için geldi. “Bu işi en iyi siz yapıyormuşsunuz” dedi. “En iyisini biz yapmıyoruz ama gayret ediyoruz” dedim. Getirdiği fotoğraflara baktım, sonra önüne koydum. “Bunlarla broşürlerinizi yapamam” dedim. “Nasıl yapamazsınız? Sizden önce iki matbaaya uğradım, onlar yapacaklar” dedi. “Siz benden iş mi istiyorsunuz, bana para kazandırmak mı istiyorsunuz? Önce ona karar verin. Siz bana para kazandırmak isteseniz bile mesleğime saygım yüzünden bunu yapmam” dedim. Üç gün sonra telefon ederek, bana hak verdi ve fotoğrafların yeniden çekilmesi gerektiğini kabul etti. Herkesin 'olur' dediğine 'olmaz' deyince farklı algılamalar ortaya çıkıyor. Sonuç itibarıyla “doğru” kazanıyor. Buna direnebilmek, günümüzün ekonomik şartlarında çok kolay değil.

     

    Himmet Öcal'ın masasında mukavva kapaklı, kapağında bir seramik parçası bulunan bir defter görüyoruz... İçinde yer yer çini motifleriyle bezenmiş sayfalar var. Öcal, deftere farklılığı kapağın kazandırdığını belirtiyor

     

    Sıtkı Olçar için yaptığımız defterler dağıtıldığında İstanbul'daki sanat çevrelerinden, basın camiasından birçok kişi vardı. Sıtkı Olçar'ın çok sayıda koleksiyon eri vardır. Alaylı yetişmiş, Türkiye'nin son dönemlerinde yetiştirdiği çok değerli bir sanatçıydı. UNESCO'dan “Yaşayan İnsan Hazinesi” ödülü vardı. Birçok insan, “Biz bu deftere yazmaya kıyamayız” dediler. Defterin Antalya'da yapılmış olmasına hayret etmişlerdi.

     

    Matbaa – ajans ilişkileri hakkında neler söyleyebilirsiniz?

     

    Son dönemde ajanslarla matbaalar iş birlikleri yapmaya başladılar ya da güçlü matbaalar kendi ajanslarını kurdular.

     

    Öte yandan, İstanbul'da baskı sektörü ciddi anlamda bir sanayi sektörü haline geldi. Çok teknolojik makineler var. Tabaka ofsetler varken web ofsetler girdi. Bunun karşısında küçük matbaaların yarışabilmesi çok zor. Ancak, biz tirajlı işlerde hiçbir zaman fiyat vermeyiz; çünkü yarışamayız. Kalite olarak yarışırız ama o zaman dilimi içerisinde yarışamayız. O işi ürettiğimiz zaman zarar ederiz. Bu durum, elimizdeki makinenin ebadıyla, kaç renkli bastığıyla doğru orantılıdır. Ama birçok insan bunu hesap etmiyor. Ellerindeki makineyi, çok renkli ya da büyük ebat makinelerle yarışa tabi tutuyor. 70x100 makinesi olan birinin fiyatı, 50x70 makinesi olandan % 20 daha düşük olsa bile gerçekte % 40 daha fazla kazanır. Eğer insanlar çalışmalarının karşılığını almayı, kazançlarını farklı yerlerde değerlendirmeyi veya çalıştırdıkları insanların hayat standartlarını yükseltmeyi vb. istiyorsa, bunları ciddi anlamda düşünüp ortaya koymalıdır.

     

    “Müşteri ayağına giden kişiye iş vermemeli”

     

    Matbaa müşterisinin bir matbaayı seçerken nelere dikkat etmesi gerekiyor?

     

    Bizim bölgedeki ajans ve matbaalara iş aktaran sektör, oteller. Otellerde bu işi veren insanlara, satın alırken nelere dikkat etmeleri gerektiğine, iş yaptırırken karşıdaki insandan neyi talep etmeleri gerektiğine ilişkin olarak seminerler düzenlenmesi gerekir. Müşteri bilinçlenmezse sektör zarar görür. Yaptığınız iş talebe de dayanıyor. Bu yüzden müşterinin bilinçlenmesi gerekiyor.

     

    Öncelikle müşteri, ayağına giden kişiye iş vermemeli. İş yaptıracağı matbaayı kendi gidip tanımalı. Çünkü bizim yaptığımız iş, turizm bölgesinde yaptığımız üretim, buraya her ülkeden gelen yabancı aracılığıyla dünyaya dağılıyor. Biz Antalya'da yerel ajanslar ve yerel matbaalarız ama uluslararası iş yapıyoruz. Yaptığımız iş çok zor ve sorumluluk istiyor. Onun için müşterinin, iş yaptırdığı yeri tanıması, bilmesi gerekiyor. Eğer bu güveni sağlayamamışsa çalışmamalı. Bir güven sağlandıktan sonra zaten çalıştığı yerin kapasitesine göre iş talep etmesi lazım. Kendi kapasitesinin üzerindeki işlere evet diyen; ama o işin altında ezilen birçok işletme var. Kendi personelime bile başarabileceği işleri veririm. Her iki taraf da işten zevk alabilmeli, işin keyfini çıkarabilmeli.

     

    “Müşteri temsilcisi işi bilmiyorsa sorunlar yaşanıyor”

     

    Belki belli bir ölçekteki matbaaların müşteri temsilcilerinin, müşterinin işini geliştirecek, onun düşündüğü sınırların ötesine taşıyacak şekilde eğitilmeleri gerekiyor...

     

    Aslında ajans yapılanması içindeki müşteri temsilciliği kavramına çok inanan bir insan değilim. Kendi bünyemizde de bunu hiç uygulamadık. Çünkü donanımlı elemanın olmadığı bir yerde, işi talep eden kişiyi dinleyecek, o insanı yönlendirecek kapasitede bir insan olması lazım. Müşteri temsilcilerinin, çoğunlukla prim usulü çalıştıkları için, müşteri taleplerine hiçbir zaman “olmaz”ları yok. Fakat grafikerler bunun olmayacağını belirtiyor ve müşterinin taleplerinin tümü karşılanamıyor. Sonuçta ne işi veren memnun kalıyor ne de grafik tasarımcı yaptığı işten tatmin oluyor. Müşteri temsilcisi ise işten sıyrılıyor, birtakım gerçekleri gizleyerek arayı bulmaya çalışıyor. Müşteri temsilcisi bu işi gerçekten çok iyi biliyorsa, yönlendirebiliyorsa başarılıdır. Fakat işi bilmiyorsa bu tür sorunlar yaşanıyor.

     

    Sizden ne tür işler çıkıyor?

     

    TÜRKONFED organizasyonu gibi proje bazlı çalışıyoruz. Bir tane değil, arka arkaya sıralı 10 ayrı işi var. Konferansın duyurulmasından itibaren yapılması gereken basılı işleri var. Konferans salonunun düzenlenmesi, gala yemeği vb. tüm bunlar proje dâhilinde. Tüm bunları başarabilmek için karşıdaki insanları iyi yönlendirmek gerekiyor. Bu, deneyimi olmayan ajansların yapabileceği bir iş değil.

     

    Bizim avantajımız, bu tür işlerdeki deneyimimiz, tasarımcı olmamız ve tasarladığımızı üretebilir hızlılık gücümüzün olması. Kendi bünyemizde hem dijital anlamında hem de ofset baskı anlamındaki gücümüz olması... Bunları dışarıdan hizmet alarak yürütebilmemiz çok zor. Çünkü bu tür işler zamanla yarıştır. Her işin zamanında, dakik olarak bitmesi gerekir.

     

     

    “Radikal bir kararla yeni bir yön belirlememiz gerekiyor”

     

    Makine parkınıza en son ne aldınız?

     

    En son 2005'te İstanbul'daki fuarda 5 renkli Komori için sözlü olarak anlaştık. Ama fuardan bir ay sonra ekonomik verilerden krizin gelişini hissettim. Turan Araz Bey'le görüştük. Bir krizin geldiğini ve bu yükü kaldıramayacağımı kendisine söyledim. Üzülmememi söyledi. Makineyi alamayınca motivasyonumuz düştü. Daha sonra, altından kalkabileceğimiz, 2004 model 9 milyon baskıda bir Roland 302 çift renkli, yüksek girişli, yüksek çıkışlı, tamamen bilgisayar kontrollü, CIP3 kontrollü bir makine aldık. Bu son ofset yatırımımız oldu. İki yıl kadar sonra CtP aldık. Dijital teknoloji çok sık değişiyor. Elimizdeki makineleri, teknolojileri eskimeden geri vererek yeniliyoruz.

     

    Farklı boyutlardaki dijital makineleri fuar işlerimizde, projeli salon ve mekan tasarımlarında kullanıyoruz.

     

    Bizim radikal bir kararla, yeni bir yön belirlememiz gerekiyor; bunu da zamanla göreceğiz.

  • 06 Nisan 2011 " Antalyalı Logolar standı ile 1. Akdeniz Art Sanat günlerinde alınan ödül "

    Orkun Ozan Medya Hizmetleri kurulduğu günden bu yana Antalya Kültür Sanat hayatının içerisinde yer aldı, üretti, paylaştı.

     

    30 Mart-3 Nisan tarihleri arasında gerçekleştirilen 1. Akdeniz Art etkinliği'ne katıldığı "Antalyalı logolar" standı aracılığıyla da sanata ve kültüre vermiş olduğu nitelikli desteğiyle değerli bir plaketle ödüllendirildi.

  • Orkun & Ozan Medya Hizmetleri, Himmet Öcal

    Orkun&Ozan Medya Hizmetleri Himmet ÖCAL

     

    Orkun & Ozan Medya Hizmetleri’ni aranarak bulunan kendi binasında 1993’te faaliyete geçiren Himmet Öcal, Marmara Üniversitesi Resim Bölümü mezunu. Kayseri ve Aksu Eğitim Enstitülerinde öğretim görevlisi olarak görev yapmış. 1979 yılında Antalya’da grafik ve serigrafi hizmetleri ile işe başlamış. Bölgenin önde gelen neredeyse tüm markaların tasarımları Himmet Öcal imzalı.

     

    İmzasını kendi yaptığı binasına da atan Öcal, fikirden mamule uzanan tüm üretim evrelerini bu binaya toplamış. Sadece kendi işleri için çalışan ve fason üretim yapmayan Öcal, İslam köy’deki Süleyman Demirel Müzesi, Almanya’da açılan Antalya sergisi gibi projelerin konseptinden, broşürlerine kadar tüm üretimin sahibi. Alışılmışın dışında yenilikçi işler için kurduğu tesiste, bilinen hesapların tersine CtP cihazına kadar tüm yatırımları yapan Öcal, işlerini oğlu Orkun Öcal ile birlikte idare ediyor. Matbaa 2 renk Solna, 50 x 70 Roland 302 ve Quickmaster, mücellithane, kapak takma, kırım, robotlu harman, pliyaj sırt makinesi gibi özel bir konfigürasyona sahip. Himmet Öcal, “matbaacı sanatçıdır” gerçeğinin birebir temsilcisi. Hemen neredeyse her şeyin ticari olduğu günümüzde, kalıp fiyatları, ekonomi ve daha çok kar ile ilgili olduğu günümüzde, iş yapmak için iş yapan, mesleğini sanata dönüştüren benim tanıma fırsatı bulduğum bir iki eski ustadan sonra gördüğüm bir efsane gibi. Bizim Türk basım endüstrisinin parayla dönen çarkları içinde keyif veren tarafımızı keşfetmek için Himmet Öcal ve oğlu Orkun Öcal gibilerine çok ihtiyacımız var.

     

  • 03 Şubat 2011 "Zaman satmak birçok sorunu ortadan kaldıracaktır" Matbaa haber dergisi sektör haberleri sayı 89/2011

    Kargaşa ve farklı sonuçlara götüren yorumlar, güncel durumu doğru bir çizgiye nasıl oturtabilir?

    Oturtamaz tabiki... "Dere geçerken, at değiştirilmez."Bazen bu ve benzeri sözler yol göstericidir.

     

    Teknolojiye yön veren ArGe yönetimlerinin, baskı sektöründe hedefledikleri yeni teknolojilerin ticari boyuta indirgenmesinde yaşadıkları zorluklar, şu an itibariyle kafa karıştırıcı. Yenilenme ve doğru teknolojiye sahip olmak için beklemek gerekli...

     

    Baskı teknolojilerinin, dijital düşüncenin yönetimine girmesiyle başlayan, teknolojiyi iyi anlama ve yönetme doğrultusunda büyük işletmelerdeki sistem yönetmeni, eğitimli teknik personelle, kişiye bağlı yönetimlere son vermiştir. Kırk yılın doğrularını bir günde kaybeden direnç ustaları yok olmakla karşı karşıya gelerek yok olmuşlar ya da küçülmüşlerdir.

     

    Sorun işveren odaklı düşük fiyat bağlantıları... Her işletmede görsek bile asıl sorun kurumlaşmamış, öz sermaye ekseninde yatırım yapmamış firmaların kredi yükü altında yaptıkları yanlış fiyat değerlendirmeleri ve personel politikalarıdır. Ancak zaman kavramını yerleştirmek, zaman satmak ve zamana para ödemek birçok sorunu ortadan kaldıracaktır. Kalıp başı fiyatlandırmadan vaz geçerek zaman satmaya başlamak; doğru fiyat politikalarını uygulamaya koyarak veya işe göre üretim planlaması yaparak, her işin fiyat değerlendirmesini ayrı ayrı belirlemek gerekecektir...

     

    Öngörüler bazen farklı sonuçlar gösterebilir. Mantık geometriye, hesap matematiğe göre doğrudur. Başarılı olmak için söylenen sözleri, "acaba?" diyerek kuşku duymak gerekir.

    Şöyle ki, "Yaptığın işin çırağı olacaksın veya işinin kölesi olacaksın."günümüzde bu ifade ne kadar doğrudur?

     

    Dünkü fotokopiciler bugün 'copycenter' oldular. Esnaf matbaaları yok ettiler...  Tabelacılar büyük format baskılarla çevre kirliliğinin üreticileri oldular. Bugün baskı sektörü, fizibilite raporlarıyla yatırım maliyetlerini ve yatırımın geri dönüşümünü planlayarak sanayici ve yatırımcının iş alanına dahil olmuştur.

     

    Görsel eğitimle kazanılan deneyime ve meslek akışına dayalı ustalık ilkeleri; dijital görüntüleme ile renk ayrımı becerisine, CTP teknolojisi ile kalıp ustalığına, çok renkli makinelerle de baskı ustalığına son veren teknoloji, bir tek şey söylemektedir.

     

    "Beni doğru kullan. Beni kendine uydurma, sen bana uy..." Bu doğrular birlikte sıralandığında baskı kalitesinde ulaşılan nokta mükemmeldir. Geriye farklılığı ortaya çıkaran şey kalıyor: o ise "yaratıcılık ve tasarım"dır. İşte farklılığı ortaya koyan yine insan düşüncesi... Korunmalı çalınmamalı ve taklit edilmemeli ki yok edilmeye çalışılan insan emeği yeterince korunsun. Hala maliyenin bekçiliğini yaparak; fiş fatura ve irsaliye basan anlayışla geleceği birlikte şekillendirmek mümkün değildir. Ancak eğitimle bu sorunların çözümünü aramak gerekirken var olman birkaç matbaa meslek yüksek okulları da kapatılmak üzere.

     

    Başlangıç kelimemdeki gibi gerçekten kargaşa... Bugünü, geleceği, işvereni ve tüm sektör çalışanlarıyla birlikte.

    Net olan şu ki "baskı sektörünün tümü bastığını okumuş olsa, dünyanın en çok okuyanları arasında olurlar..."

     

  • 2011 "Stand Tasarım & Uygulama Ödülü" - Kiev

     

    Ukrayna'nın başkenti Kiev'de düzenlenen Uluslararası Turizm ve Seyahat Fuarı'na (UITT-Kiev) Dünyanın birçok ülkesinden 1000 firma katıldı ve 78 ülkenin tanıtımı gerçekleştirildi.

     

    Ülkemiz tanıtımının da yapıldığı fuarda, Orkun Ozan Medya Hizmetleri'nin tasarımını ve uygulamasını gerçekleştirdiği "GURAL PREMIER S TANDI", fuar jüri üyeleri tarafından yapılan oylama sonucu "Stand Tasarım ve Uygulama Ödülü"nün sahibi oldu.

     

    Taşıdığı çağdaş Türk mimarisi motiflerinin, tanıtım standına yansıtılarak uygulanan çalışmada; tasarım fikri, yalınlık ve fonksiyonellik ön planda tutularak gerçekleştirildi.

     

  • 14 Ağustos 2010  Sabah Akdeniz : Hamidiye İçin Anıt Yapıldı

     

    HAMİDİYE İÇİN ANIT YAPILDI

     

    Türk Savaş Gemisi Hamidiye Kruvazörü Kekova Adası’nda yaşıyor. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından, Balkan ve Birinci Dünya Savaşı’nda büyük kahramanlıklar gösteren Hamidiye Kruvazörü’nün komutanı Rauf Orbay ve personeli anısına Kekova Adası’ndaki Hamidiye Koyu’nda yaptırılan anıt ziyaretçilerden büyük ilgi görüyor.

     

    Hamidiye Kruva-zörü’ nün dönem komutanı Rauf Orbay ve Hamidiye Kruvazörü’nün resminin ve kruvazörün kısa kahramanlık öyküsünün bulunduğu 4.5x5 metre ebadındaki panonun tasarım ve uygulaması ise Orkun & Ozan Medya Hizmetleri tarafından yapıldı.

     

    GECE RENKLİ GÖRÜNTÜ

     

    Demre Çayağzı ve Demre Üçağız’dan Kekova’ya çıkan bütün teknelerin uğrak yeri olan koydaki anıtın aydınlatma sistemi güneş enerjisi ile sağlandığı için anıt gece de renkli görüntülere sahne oluyor.

     

    Türk savaş tarihinde önemli bir yere sahip olan Hamidiye Kruvazörü’nün büyük başarı kazandığı yer olan Kekova’da daha önce böyle bir çalışma yapılmadığını söyleyen Orkun & Ozan Medya Hizmetleri Sanat Direktörü Himmet Öcal “proje yaklaşık 2 ayda tamamlandı ve bizler için oldukça heyecan vericiydi. Bölgede özellikle 1917 yılından bu yana hiçbir çalışma yapılmamış. Bu nedenle projeyi hayata geçirmek bizim için ayrı bir önem taşıyor. Hamidiye Kruvazörü’nün hatırlanacak olması ve projeye imza atmak gurur verici” dedi.

     

  • 2010 "Hamidiye Panosu" - Basın Bildirisi

    Orkun Ozan’dan Anıt Levha Projesi...

     

    “Hamidiye Kruvazörü ve kahraman personeli için anıt levha tasarlandı, uygulandı...”

     

    Orkun Ozan, Balkan ve Birinci Dünya Savaşı'nda büyük kahramanlıklar gösteren, Türk savaş gemisi Hamidiye Kruvazörü'nün komutanı Hüseyin Rauf Orbay ve personeli anısına Kekova Koyu’ndaki Kekova Adası’na anma anıtı tasarladı, uyguladı.

     

    Deniz Kuvvetleri Komutanlının emriyle, Kekova Adası’ndaki Hamidiye Koyuna 4,5 m X 5 m metre ebadındaki panoda, Hamidiye Kruvazörü'nün dönem Komutanı Hüseyin Rauf Orbay ile Hamidiye Kruvazörü’nün resmi ve Hamidiye’ nin kısa kahramanlık öyküsü yer alıyor.

     

    Hamidiye Kruvazörü

     

    Hamidiye Kruvazörü, 1905 yılında Sultan 2. Abdülhamit tarafından İngiltere'de yaptırılarak teslim alındı ve Osmanlı Donanması'na katıldı. Kruvazör, 3 bin 805 tonluk, 104 metre uzunluğunda, 14,4 metre genişliliğinde ve saatte 22,2 mil hız yapabiliyordu. Balkan ve Birinci Dünya Savaşı'nda Karadeniz, Ege ve Akdeniz'de düşman donanmalarına karşı mücadele eden kurvaziyer, Beyrut'tan Ege Denizi'ne dönerken 25–26 Şubat 1913 tarihinde iki gün boyunca dinlenmek, kazanlarını temizlemek ve kendisini takip eden düşman gemilerini şaşırtmak için Kekova Koyu'nda demirlemişti. Kruvazörün direkleri, demirlediği koydaki Kekova Adası'nın yüksekliği nedeniyle görülememiş ve düşman gemilerini atlatmıştı. Kruvazörün demirlediği koyun adına daha sonra ''Hamidiye Koyu'' adı verilmişti.

  • 2010 "2010 Dünya Plaj Hentbol Şampiyonası" - Antalya

  • 14 Mayıs 2010 "Matbaacı ortaya koyduğu işin felsefesini ve kültürünü satar" Matbaa haber dergisi sektör haberleri sayı 81/2010

    “MATBAACI ORTAYA KOYDUĞU İŞİN FELSEFESİNİ VE KÜLTÜRÜNÜ SATAR”

     

    Antalya’nın önde gelen matbaacılarından, Orkun Ozan Medya Hizmetleri A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Himmet Öcal, Matbaacılar Birliği 3.İstişare Toplantısına katılarak görüşlerini paylaştı.

     

    “Bir şişe çini mürekkep:1,3,5,7 numara samur fırça, rapido takımı, 30 ve 45 derece gönye, 10 adet A4 bristol, 19 m2 yer ve 29 yıl...Düşler yaşanmaz derlerse inanmayın” Bu sözcükler Himmet Öcal’ın, toplantıların sonunda katılanlara imzalayarak armağan ettiği,Orkun & Ozan’daki 29 yıllık logo...Amblem çalışmalarını topladığı, kitabın kapağında yer alıyor. Baştarafında Öcal’ın mesleği ile ilgili duygu ve düşüncelerine, anılarına yer verdiği “Himmet Öcal 29 yıl 2008” başlıklı albüm-kitap, gerek içinde gerek kapağında ve kutusun-da özel tasarım, baskı ve kesim uygulamalarıyla sanat, yaratıcılık, emek ve adanmışlık ürünü.

     

    Himmet Öcal Matbaa Haber’in sorularını yanıtladı.

     

    Matbaacılık otoritelerinden Frank Romano, “Matbaacı baskı satmamalı” diyor. Siz de toplantıda kaliteye vurgu yaptınız. Matbaacılar fiyat kalite ikilemi söz konusu olduğunda kalitenin bedelini ödeyecek müşteri bulmakta zorlandıklarını söylüyorlar. Siz ne düşünüyorsunuz?

     

    Bütün mesleklerde ben şuna inanıyorum. Her meslekte saygıyı karşıdaki insan duymaz. O mesleği yapan insan o saygıyı yaratır. Eğer meslek erbabı o saygıyı üzerinde taşımıyorsa, zaten o işi yapmaması lazım.

     

    Birçok meslek ustalığa ve el becerisine dayalı olduğu için günümüzdeki teknolojik düzende yok olmak üzere. Bunların başındada matbaacılık sektörü geliyor. Çün“MATBAACI ORTAYA KOYDUĞU İŞİN FELSEFESİNİ VE KÜLTÜRÜNÜ SATAR”

     

    Antalya’nın önde gelen matbaacılarından, Orkun Ozan Medya Hizmetleri A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Himmet Öcal, Matbaacılar Birliği 3.İstişare Toplantısına katılarak görüşlerini paylaştı.

     

    “Bir şişe çini mürekkep:1.3.5.7 numara samur fırça, rapido takımı, 30 ve 45 derece gönye, 10 adet A4 Bristol, 19 m2 yer ve 29 yıl... Düşler yaşanmaz derlerse inanmayın” Bu sözcükler Himmet Öcal’ın, toplantıların sonunda katılanlara imzalayarak armağan ettiği, Orkun & Ozan’daki 29 yıllık logo... Amblem çalışmalarını topladığı, kitabın kapağında yer alıyor. Baş tarafında Öcal’ın mesleği ile ilgili duygu ve düşüncelerine, anılarına yer verdiği “Himmet Öcal 29 yıl 2008” başlıklı albüm-kitap, gerek içinde gerek kapağında ve kutusun-da özel tasarım, baskı ve kesim uygulamalarıyla sanat, yaratıcılık, emek ve adanmışlık ürünü.

     

    Himmet Öcal Matbaa Haber’in sorularını yanıtladı.

     

    Matbaacılık otoritelerinden Frank Romano, “Matbaacı baskı satmamalı” diyor. Siz de toplantıda kaliteye vurgu yaptınız. Matbaacılar fiyat kalite ikilemi söz konusu olduğunda kalitenin bedelini ödeyecek müşteri bulmakta zorlandıklarını söylüyorlar. Siz ne düşünüyorsunuz?

     

    Bütün mesleklerde ben şuna inanıyorum. Her meslekte saygıyı karşıdaki insan duymaz. O mesleği yapan insan o saygıyı yaratır. Eğer meslek erbabı o saygıyı üzerinde taşımıyorsa, zaten o işi yapmaması lazım.

     

    Birçok meslek ustalığa ve el becerisine dayalı olduğu için günümüzdeki teknolojik düzende yok olmak üzere. Bunların başında da matbaacılık sektörü geliyor. Çünkü matbaacılar teknolojiye ve yenilenmeye karşı büyük bir direnç içinde. “Fatura kalksın” dediğimizde  “başka ne iş yaparız” deniyor. Başka işler peşinde olmamız lazım. Bir yandan Avrupa Birliği ölçeğinde düşünmeye çalışırken, biz hala direnirsek zaten kendimizi yok ediyoruz demektir. “Matbaacılık baskı satmamalı” çok doğru bir söz. Matbaacı ortaya koyduğu işin felsefesini ve kültürünü satar. Bunu anlatmak zorundayız. Toplantıda verdiğim kart örneğinde

    Buydu.

     

    İş bir ürün haline getirilirse, her zaman daha düşük fiyat veren çıkar...

     

    O zaman müşteri kâğıda para verir.  Kâğıdın üzerine hangi düşünceyi, nasıl koyduğunuza değil, malınıza para öder. Şu anda burada konuştuğumuz anlamda matbaacılık kalmadı. Bu matbaaların yaptığı her işi küçücük dijital baskı makineleri yapıyor. Eğer bu yasa çıkarsa, insanlar fatura da bastırmaz. E-fatura çıktı, arkasından bandrol kalkacak. Bunu neden ayakta tuttular? Avrupa’da sürekli form kalmadı; bütün makineleri Türkiye’ye sattılar. Bu piyasayı ayakta tutmak için bilinçli olarak bu yasayı çıkarmadılar. Şimdi ondan da

    Artık kazanan kazandı, sonuna kadar sahip olan olacak, son makinelerin sahiplerine de artık göz yumulmayacak.

     

    Eklemek istediğiniz var mı?

     

    “İnsanların dünyayı biraz görmeleri lazım. Nereye gidiyoruz, bunu görmeleri lazım. Hiçbir şey yerinde durmuyor.”

     

    kü matbaacılar teknolojiye ve yenilenmeye karşı büyük bir direnç içinde. “Fatura kalksın” dediğimizde  “başka ne iş yaparız” deniyor. Başka işler peşinde olmamız lazım. Bir yandan Avrupa Birliği ölçeğinde düşünmeye çalışırken, biz hala direnirsek zaten kendimizi yok ediyoruz demektir. “Matbaacılık baskı satmamalı” çok doğru bir söz. Matbaacı ortaya koyduğu işin felsefesini ve kültürünü satar. Bunu anlatmak zorundayız. Toplantıda verdiğim kart örneğide

    buydu.

     

    İş bir ürün haline getirilirse, her zaman daha düşük fiyat veren çıkar...

     

    O zaman müşteri kağıda para verir.  Kağıdın üzerine hangi düşünceyi, nasıl koyduğunuza değil, malınıza para öder. Şu anda burada konuştuğumuz anlamda matbaacılık kalmadı. Bu matbaaların yaptığı her işi küçücük dijital baskı makineleri yapıyor. Eğer bu yasa çıkarsa, insanlar fatura da bastırmaz. E-fatura çıktı, arkasından bandrol kalkacak. Bunu neden ayakta tuttular? Avrupada sürekli form kalmadı; bütün makineleri Türkiye’ye sattılar. Bu piyasayı ayakta tutmak için bilinçli olarak bu yasayı çıkarmadılar. Şimdi ondan da

    artık kazanan kazandı, sonuna kadar sahip olan olacak, son makinelerin sahiplerine de artık göz yumulmayacak.

     

    Eklemek istediğiniz var mı?

     

    “İnsanların dünyayı biraz görmeleri lazım. Nereye gidiyoruz, bunu görmeleri lazım. Hiçbir şey yerinde durmuyor.”

  • 14 Mayıs 2010  Reklamcılar buluştu Hürriyet Akdeniz 14 Mayıs 2010

    REKLAMCILAR BULUŞTU

     

    Akdeniz Reklamcılar Derneği (ARD) tarafından bu yıl ilki gerçekleştirilen ve geleneksel hale getirilmesi planlanan “Akdeniz Reklam Dostu “ ödülleri töreni Divan Talya Otelde önceki akşam yapıldı.

     

    Otelin terasındaki kokteyl Antalya’nın reklam dünyasına yön verenleri buluşturdu. Çok sayıda davetlinin katıldığı gecede İl Emniyet Müdürü Ali Yılmaz, Murat paşa Belediye Başkanı Süleyman Evcilmen, eşi Dilek Evcilmen, ATSO Başkanı Çetin Osman Budak, Antalya Tanıtım Vakfı Başkanı Nizamettin Şen’de yer aldı. Sanatçı eşi Filiz Otyam ile 32 yıldır Antalya’da yaşayan gazeteci yazar ve ressam Fikret Otyam, gecenin onur konuğu oldu. Usta ressam Fikret Otyam’a “Akdeniz Reklam Dostu” ödülü verildi.

     

    ARD Başkanı Cihan İşbaşı tarafından sunulan gecede Otyam’a, klasik plaketin dışında hediye verilmesi ünlü ressam ve sevenlerini şaşkına çevirdi. Fikret Otyam’a verilecek plaket konusunda uzun uzun düşündüklerini söyleyen İşbaşı, altından daha değerli bir plaket hazırlamak istediklerini söyledi. Otyam’ın resimlerinde resmettiği keçiler, atlar ve iri gözlü Anadolu kadınını bir plakette anlatmaya çalışan ARD yönetimi, bir çobanın sırtındaki heybeden, Toroslar daki bir atın yelesinden ve 93 yaşındaki bir Anadolu kadınının saçından alınan kıllardan yapılan resim fırçasını Otyam’a hediye etti.

     

    Fırçanın hikayesini de anlatan İşbaşı, “Fikret Otyam’a öyle bir plaket vermek istedik ki altından daha değerli olsun. Sanırım bu amacımıza da ulaştık” dedi. ARD üyesi reklamcılara da ara beratları verildi.

     

  • 11 Mayıs 2010 Orkun Ozan çevreye duyarlı digital teknolojiyi baskılarına taşıyor...

    Son yıllarda baskı teknolojilerinin gelişimi, artan iş talepleriyle doğru orantılı olarak yüksek hız ve ekonomik çözümlerin ötesinde pek çok konforu da beraberinde getiriyor.

     

    Daha iyi baskı, daha sağlıklı ortam, daha kaliteli iş, daha ekonomik fiyat, daha iyi zaman yönetimi ve daha pek çoğu...

     

    Bugünlerde Orkun Ozan olarak teknoloji parkurumuza eklediğimiz ve yüksek dijital performans sağlayacak olan HP L25500’ü müşterilerimizle buluşturuyoruz.

     

    Hp L25500

     

    İç mekân ve dış mekân ayrımını ortadan kaldıracak olan HP L25500’ün özel mürekkepleri sayesinde kokusuz; teknolojisi sayesinde çevreye duyarlı ve diğer mürekkeplere kıyasla yüksek görüntü kalitesi ve tutarlılıkla baskılar gerçekleştiriyoruz.

     

    Öte yandan eski teknolojilere kıyasla çok daha dayanıklı reklâm panoları, sergi içi grafik düzenlemeleri, banner, otobüs durakları, araç giydirmeleri gibi iç ve dış mekân üretimlerle tüm reklâm verenlerimize yüksek kalitede hizmet sunuyoruz.

     

    İnsan sağlığına duyarlı teknolojiyle hiçbir solvent kokusunun bulunmadığı baskılarla, sağlığı hiçbir şekilde tehdit etmeyen ve rahatsızlık yaratmayan “kokusuz” baskılar üretiyoruz.

     

    Orkun Ozan olarak dijital teknolojinin insana ve çevreye duyarlı ürünlerini 2010 yılı içerisinde de takip etmeyi sürdüreceğiz...

     

    POP/POS

    POP/POS

    POP/POS

    Tradeshow and Event Banner

    Tradeshow and Event Banner

    Tradeshow and Event Banner

    Indoor Signage

    Indoor Signage

    Indoor Signage

    Light boxes

    Light boxes

    Light boxes

    Outdoor Signage

    Outdoor Signage

    Outdoor Signage

    Vehicle wraps

    Vehicle wraps

    Vehicle wraps

  • 2010 "12. Uluslararası Doğa Sporları Olimpiyatları" - Antalya

    "12. Uluslararası Doğa Sporları Olimpiyatları" Standı'nda Orkun Ozan Medya Hizmetleri'nin imzası var.

     

    Murat paşa Belediye'sinin destek verdiği 12. Uluslararası Doğa Sporları Olimpiyatları 19–21 Ekim 2011 tarihleri arasında Antalya'da gerçekleştirilecektir. 50 ülkenin katılımıyla düzenlenecek organizasyonun Antalya'da büyük oranda hareketlilik yaratması düşünülmektedir... Orkun Ozan Medya Hizmetleri de böylesine önemli uluslararası bir organizasyonun tanıtımının güçlü bir halkası olarak "12. Uluslararası Doğa Sporları Olimpiyat Stand Tasarımını ve Üretimi"ni gerçekleştirmiştir.

     

    Stand tasarımının çıkış noktasına ilham veren obje dağcılıkta kullanılan "Karabina Kanca"sıdır. Standın kuşbakışı görünüşü de zaten birebir karabina kancası formundadır. Bu formu çevreleyen ülke bayrakları, doğa olimpiyatlarının uluslararası boyutunu simgelemektedir. Doğayla uyumlu ahşabın yoğunlukta kullanıldığı, demir konstrüksiyon ve foreks malzemelerin birleşimiyle oluşturulan olimpiyat standı güçlü bir ekibin titiz çalışmaları sonucunda ortaya çıkan; adeta düşünsel bir platform niteliğindedir.

     

  • Mart / 2009 Noktam Dergisi: Himmet ÖCAL'ın sitemi

    Antalya’nın mimari ödüllerinden “Akdeniz Mimari Yapı Ödülü” nü alan Himmet Öcal’ın modern işyeri Orkun&ozan Medya’daki ofisinde sabah kahvemizi içerken sanat ve kültür hakkında sohbet ettik.

     

    Noktam Dergisi:

     

    ÖCAL’IN sitemi;

    SANAT İLK UNUTULAN

    SON AKLA GELEN OLDU

     

    Himmet Öcal 17 yıldır Almanya’da ilk sanat galerisini açan ve gerek kişiliği gerekse prensipli çalışmasıyla örnek ve sevilen bir kişi. Orkun Ozan Sanat Galerisi sahibi ÖCAL aynı zamanda ressam ve üniversitede eğitmen.

     

    Ödüllü sanatçı, Yılın Kültür ve Sanat Ödülü, yılın sanatçı ödülü, Antalya Rotary Kulübü Meslek Ödülü sahibi başarılı bir işadamı... Aldığı ödüllerle motivasyonunu arttırıp sorumluluklarını çoğaltarak hedeflerinin peşinden gidiyor. Yıllarca hep aynı çizgiyi sürdürmek, çıtayı yükseltmek ve kendini aşmak için yılmadan usanmadan sadece amaçlarına odaklanarak yaşamış, eğitmeyi, öğretmeyi, hayatı güzelleştirmeyi ve hep ama hep üretmeyi prensip edinmiş bir kişi o... Antalya’da açtığı 100 e yakın sergiyle sanatseverlerin sanatla

    Buluşmalarını sağlamış, sanatı sevdirmiş güzelliklere sanatla ulaşılabileceğini kanıtlamış bir sanat aşığı...

     

    Antalya’nın mimari ödüllerinden” Akdeniz Mimari Yapı Ödülü” nü alan Himmet Öcal'ın modern işyeri Orkun Ozan Medyadaki ofisinde sabah kahvemizi içerken sanat ve kültür hakkında sohbet ettik.

     

    Antalya’da ilk sanat galerisini açan kişisiniz, bu fikir nasıl gelişti, o günden bugüne değişen nedir, sanatta çıta yükseldi mi?

     

    Bu fikrin temelinde Antalya’da Güzel Sanatlar Fakültesi’nin 1986 da açılması yatar. Güzel sanatlar eğitimi okulla bağlantılı olsada, çevredeki görsel eğitimle direk bağlantılıdır. Bunun için Antalya’nın hazır olması gerekiyordu. Bizim bu binanın projesi yapılırken galeri projesi onun içinde zaten vardı. Başlangıçta çıta çok daha iyi bir yerdeydi. 1994 yılından beri programlı sergiler yaptık. 2007 e kadar 95 sergi açtık. Sanatçıların çalışmaları ile toplumu eğitecek sergiler olmasına dikkat ettik. Eğitim kurumundaki hocalar, yurt dışında yaşayan Türk sanatçılarının, ödüllü sanatçıların sergilerini açtık. Sanatseverleri değişik sanat dallarıyla tanıştırdık, tanıştık. Galerinin ilk yıllarında resim alma alışkanlığı kendi çevremde başladı ve devam etti.

     

    Antalya’da sanata ve tablolara olan ilgi artsın diye çok çalıştık ve bu günlere geldik. Bu anlamda üniversiteye çok umut bağlamıştık ama sergilere ne öğretim görevlileri nede öğrenciler geliyor.

     

    Son 10 yılda Antalya sanat açısından ciddi anlamda olumsuz bir değişikliğe uğradı. Bunun tek bir nedeni var “insanlar resim yapmayı öğrenirken duvara asılan resmin ne olduğunu karıştırdı”. Hangi yaşta olursa olsun insanların herhangi bir sanat dalıyla uğraşması hem takdir edilmeli, hem övülmeli. Bu insanları yönlendiren eğitimcilerin hatası. İnsanlar memnun olsun diye yanlış da doğru gibi söylenmemeli. Sanatçı olmak ayrı bir şey sanat eğitmenliği çok ayrı bir şeydir.

     

    ANTALYA’NIN PLASTİK SANATLAR MÜZESİNE İHTİYACI VAR

     

    Turizm kenti Antalya kültür ve sanat kenti ünvanını da üstlendi mi?

    Neler yapılmalı sizce?

     

    Hayır, daha değil, çok şey yapılması gerek. Sürekli yaşayan kültür sanat mekânlarının olması lazım. Sanatla uğraşanların üretmesi için sanat evleri, atölyeler, açık olan galerileri olması gerekir ve bu anlamda yerel yönetimlere çok iş düşüyor.

     

    Belediye başkanlarının yaptıklarını anlattıkları billboardlarda yüzlerini eskiteceklerine sanatla ilgili panolar yapsalar ki bu kent sanat kültür şehri olduğu görüntüsünü versin. Antik devirde perdede bir heykel okulu açılmış. Antalya’da ise 4 yada 5 adet temalı heykel var. Yapılan tüm mekanlarda heykeller olmalı.

     

    Cumhuriyet meydanındaki heykeller çok ilgi ve dikkat çekiyor. Antalya’da bir çağdaş plastik sanatlar müzesi açılmadığı sürece kültürel ve sanatsal etkinliklerimizin varlığını duyuramayız. Bir tek arkeoloji müzesi var. Bunun için uygun mekanlarda var. Büyükşehir Belediyesi binası, Atso’nun eski binası, Merkez Bankası binası gibi.

     

    Antalya’da film, piyano ve opera bale festivalleri oluyor ama resim sanatı ile ilgili bir etkinlik yapılmıyor. Bu konudaki görüşünüz?

     

    Yılda bir kez de bir sanat fuarı yapılmalı derim. Hem de yerel yönetimlerle Kültür Bakanlığının birlikte çalışmasıyla. Sanatçılara ev sahipliği yapmalı, onların tüm ihtiyaçlarına cevap vermeli. Piyano ve film festivalleri nasıl ki uluslararası bir konuma geldiyse resim sanatı ile de ilgili etkinlikler düzenlenmeli diye düşünüyorum.

     

    Sanatçı kimliğiniz ile sanat eğitimine katkınız oldu mu, öğrenci yetiştirdiniz mi?

     

    Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Bölümünü bitirdikten sonra çeşitli illerde 3 yıl öğretmenlik yaptım. Antalya’ya döndüğümde de mesleğimle ilgili birçok kişiyi meslek sahibi yaptım. Üniversite öğrencilerine staj imkânı sağladım. İkisi Nürnberg Almanya’da 5 kişisel sergi açtım. Birçok karma sergiye katıldım. Son çalışmalarım soyut tarzda. Süleyman Demirel Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi ve Akdeniz Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesinde öğretim görevlisi olarak çalıştım.

     

    Bir sanatçı olarak... Sanatçılara hizmet etmek nasıl bir duygu?

     

    Sanatçıdan çok sanata hizmet etmek tabii, sanki size verilmemiş bir görevi yapmak gibi. Her sergide değişik sanat eserleri görmek ve sergilemek büyük heyecan veriyor. İnsanların mutlu olduğunu görmek sanatsever ve sanatçıyı böyle bir ortamda buluşturmak ayrı bir haz. Sergileri maddi bir amaç gütmeden zaman zaman sanatseverlerle buluşturmaya devam edeceğiz.

  • 29 Ekim 2008 "Antalya Cumhuriyet Meydanı Açık Hava Sergi Alanı" - Antalya

    Antalya'da sanat yaşamının kalbi Orkun Ozan Medya Hizmetleri tarafından tasarlanan, üretilen “Cumhuriyet Meydanı Açıkhava Sergi Alanı”nda atmayı sürdürüyor...

     

    Antalya kültür sanat hayatının gelişmesi yönünde kurulduğumuz günden bu yana sürdürdüğümüz etkinliklerimiz; ticari kimliğimizin dışında, görerek yaşamayı ve sanatı hem gündeliğin hem de iş yaşamının tam merkezine dahil etmek isteği ile gerçekleştirilmektedir. Bugüne kadar Orkun Ozan Sanat Galerisi olarak açtığımız sergilerde her zaman nitelikli sanat eserlerinin ve sanatçı duruşlarının yanında yer aldığımıza inanıyoruz. Ve bu inançla, gerek sanatsever Antalyalılar’a gerek Antalyalı sanatçılara gerekse sanat eğitimi alan tüm öğrencilere görsel ve güzel sanatlar ruhunu aşılama çabamızın değerini farkındayız.

     

    Bütün bu farkındalıkla, bizim için oldukça önemli bir proje olan “Cumhuriyet Meydanı Açıkhava Sergi Alanı” düzenlemesi fikri, 30 yıldır Antalya için vermiş olduğumuz tasarım ve sanat hizmetinin görsel imzası değerindeydi. Bu anlamda açılışı 29 Ekim 2008'de gerçekleştirilen “Cumhuriyet Meydanı Açıkhava Sergi Alanı”nın yerleşimini, raket seçimlerini, boyutlarını büyük bir titizlikle düşünerek tasarladık, ürettik ve Antalya'nın sanat yaşamına bir imza daha atmış olduk...

     

  • 2007 "Orkun Ozan Logo Kitabı" - Antalya

     

    ARI VE KARINCA

     

    45 Yıllık eğitimcilik hayatımın tüm zamanlarında, aklımda yer eden, düşüncelerime takılıp da hayata bakışıma, değerlendirmeme katkı sağlayan, varlığı ve yaşam deneyimleri ile beni zenginleştiren birkaç öğrencim oldu.

    Himmet Öcal, bu anlamda hayata katma değer üreten, dokunduğu insanların hayatında iz bırakan, Onların yaşamlarını farklılaştıran, değerlerini dönüştüren, tüm bu etkileri de sadece kendi yaşamını samimiyet ve paylaşımla yaşayarak sevgiyle yapan bir kişilik oldu.

     

    Çocukken toprağa oturup, karıncaları izlerdim. Onların yılmadan usanmadan, sadece amaçlarına odaklanarak nasıl çabaladıklarını ve yaşamı sürdüklerini.

     

    Himmet. İlk tanıdığımdan bugüne hep onları anımsattı bana.

     

    Karınca gibi yorulmadan bıkkınlık duymadan çalıştı. Dünyayı ekvatorun etrafında birkaç kez dönmek gibi bir şey; uzun bir yolculuk bu. Her güne aynı heyecanla başlayıp, bitmek bilmeyen hep yeni sorunlarla uğraşmak, hep koşmak, düş sende kalkmak ve hep ileriye bakarak yol almak, sadece gideceğin noktaya odaklanarak hiç bacaklarını nefesini düşünmeden sürekli koşmak.

     

    İnsanların binlerce isteğine, hep güler yüzle cevap vermek, hayallerini genişletmek, eğitmek öğretmek, hayatı güzelleştirmek ve hep üretmek. Milyonlarca talep, insana milyonlarca kilometre yol yaptırıyor hayatta. Hele de yaratıcılığa dayalı, hep farklı olanı üretmeye odaklı, her işte yenilemeden düşünmeyi gerekli kılan bir iş yapıyorsanız., tasarlıyorsanız, logo, amblem, kurum kimliği ve niceleri...

    Her seferinde yeniden bir keşif.

    Her seferinde kendinizle yeni bir kavga.

    Arı gibi üretken, en kaliteli balı yamak için,

    Karınca gibi çalışkan, sonuca ulaşıp ürünü zamanında gerekli biçimde sunabilmek için.

    Yıllarca hep aynı çizgiyi sürdürmek, hep çıtayı yükseltmek ve her yeni günde kendini aşmak.

    Gerçek bir maratondur bu şekilde yaşamak.

    Farklı kaynaklardan beslenen emeği her daim saygı değer kılmak ve yaşam kalitenizi, yaptığınız işin vazgeçilmez gereği olarak ruhunuzu da besleyerek hep zengin tutmak, bunun için gereken maddi yaşam standardını sürekli biçimde sağlamak hiç kolay olmuyor. Zenginlik, ancak düşünce küpü doluysa bir değer buluyor, bankada biriken paraya benzemiyor.

    Para, ancak aynı cinsten değerleri satın alabilir. Oysa gerçek servet, paranın satın alabileceği değerlerin dışında kalan kıymetlerde saklıdır.

     

     

    ‘Himmet Öcal’ın kıymetini, ancak aynı üretimi yapabilen, aynı değerlerle hayata bakabilen, aynı yüksek yaşam hedeflerine yolculuk yapmayı göze alabilen, yürek ve beyne sahip olanlar bilebilir. O, düşünceyi ve yaşamın içindeki malzemeyi, mücevhere çeviren çalışkan üretken, azimli, güzel ahlaklı, mütevazı ve sebatkâr bir ‘insan’ kimliğidir.

    İnsan bedeninde arıyı ve karıncayı var eden...

    Sevgiyle yaşayıp, sevgi üreten bin güzel ‘insan’.

     

    Prof. Süleyman Saim Tekcan

     

    Bu Ajansta Herkes Deli Gibi Çalışıyor Düşündüklerini Yaşıyor!

     

    İstatistiklerin şekillendirilmesine grafik denildiği dönemlerde, “Grafik Tasarım Atölyesi” açmak ve Antalya’da grafik sanatlarda “İlk” leri kabul ettirmek için “Deli” olmak gerekti Dahası “Grafik Tasarım” ile yola başlamak, ilk “Serigrafi Baskı” ile yürümek, ilk “Bilgisayarlı Tasarım” ile koşmak, İlk “Ofset Baskı” ile üretimi artırmak, ilk “Dijital” devrim ile baskı alanını büyütmek ve İlk “Sanat Galerisi“ ne ev sahipliği yapmak...

    Bütün bunlar “ Delilerin işi” idi...

    Zaten öyle düşündüler!

    Yeni makinelerle Antalya’ da çalışmaya başlayınca, “Deli bu “ dediler İstanbul’dan.

    Oysa Türkiye’nin hızlı değişen kentinde yaşamak, yaratıcı ve ilkeli iş anlayışı ile istikrarı koruyup kreatif tam hizmet ajanslığını sürdürebilmek için bir yaşamı ortaya koymak gerekiyordu.

    Kısacası tüm bunlar için “Deli Gibi Çalışmak” şarttı!

    Bu şartı 1979 yılından beri uygulayan Orkun Ozan, o günden beri çalışırken düşlediklerini yaşıyor; reklâm verenlerine de düşlediklerini yaşatıyor ve! ...

     

    Tasarım düşüncede yaşanır, ustalıkla uygulanır.

     

    Himmet ÖCAL

     

    Yayımlayan: Orkun Ozan Medya Hizmetleri A.Ş

    Yayıma Hazırlayan: 1979 yılından 2008 yılına kadar

    Orkun Ozan’da Himmet Öcal’ın Kreatif ve Art Direktörlüğünde

    Çalışan tüm çalışma arkadaşlarım ve grafikerlerim

    Yayım Danışmanı: Himmet Öcal

    Basım: Orkun Ozan Medya Hizmetleri A.Ş

    Milli Egemenlik Cad. 38.Sok. No: 40 07040 Antalya

    info@orkunozan.com.tr www.orkunozan.com.tr

    Nisan 2007

    ISBN: 978–975–7094–13–5

     

    1 Şişe Çini Mürekkep

    1. 3. 5. 7. Numara Samur Fırça

    Rapido Takımı

    30 ve 40º Gönye

    1 Pergel

    10 Adet A4 Bristol

    19 m2 Yer ve

     

    29 YIL

    Düşler Yaşanmaz Derlerse de İnanmayın!

  • "Uluslararası Bir Sergi Tasarımı Gezginlerin Gözüyle Antalya Sergisi..." - Antalya - Nünberg - Berlin Sergileri

    4 Ocak ve 14 Şubat tarihleri arasında, yeni yapılan Antalya Cumhuriyet Meydanı’nda “Gezginler Gözüyle Antalya” Sergisi’nin Türkçe uyarlaması Antalyalılar ile buluştu.

    Sergi Tasarım ve Baskı Malzemeleri ve Kullanılan Teknoloji

     

    Baskı: HP Designjet Z6100ps 60”

    Baskı Kağıdı: HP Premium Instand Dry Paper - Ø8000A

    Laminasyon Makinesi: SEAL Image 62 Plus Otomatik laminasyon Makinesi - 60252 / 02029

    Çift Taraflı Bant : ORAFOL

    Taşıyıcı Pano : 10 mm. fotoblok

    Laminasyon Kaplama: ORAGUARD Laminating Film 200

     

    Orkun Ozan Medya Hizmetleri Dijital Baskı Teknoloji Gelişimi

     

    1997 HP Designjet 2500ps DYE ve UV Kit ( Avrupa lansmanindan sonra Türkiye’ye satılan ilk makine)

    1997 HP Designjet 455ca

    2003 HP Designjet 5000ps 60”

    2003 HP Designjet 5500ps 60”

    2006 HP Designjet 9000s

    2006 HP Designjet 10000s

     

    Güncel Konfigürasyonumuz

     

    2010 HP Designjet L25500ps 60”

    2008 HP Designjet Z6100ps 60”

     

    AKMED ve Orkun Ozan Medya Hizmetleri olarak ortaklasa bir emeğin ürünü olan “Gezginlerin Gözüyle Antalya” isimli sergide tüm teknolojileri bir arada kullandık. Yüzyıllar öncesine ait ve büyütülmesi neredeyse imkansız dediğimiz belgeleri farklı dijital teknolojilerin artarda kullanılmasıyla kullanılabilir hale getirdik. Bu bizim için inanılmaz bir tecrübeydi. Masaüstü tasarım tekniklerimiz ile eski yazma ve belgeleri dijital ortama almamız; yolculuğu yüzlerce yıl süren yorgun belgeleri sonsuz bir güvenceye aldı.

     

    Öte yandan dijitalin reklam malzemesi haricinde sanatsal bir faaliyetin ana öğesi olarak kullanımı da ülkemiz için henüz yeni bir alan. Üstelik bunun uluslararası boyutu da düşünülürse; serginin hazırlık aşamasında kullanılan tüm teknolojilerin, malzemelerin, kağıt üzerinde sanat eserleri üretmek için dijital teknolojinin adete bir fırça olarak kullanabileceği olasılığını da göstermiş oldu. Yüzlerce yıl öncesinin geleneksel yöntemleriyle yapılan gravürlerin, el yazmalarının hatda fotoğrafın ilk örneklerinin bilgisayar destekli tasarımda görkemlerinden hiçbir şey kaybetmediğini gördük. Bunda HP Designjet Z6100PS’nin baskı kalitesi ve HP Premium Instand Dry - Ø8000A’nın ise renkleri soldurmayan kağıt niteliği kuskusuz en büyük sansımızdı.

     

    Küratörlüğünü Vehbi Koç Vakfı Suna – Inan Kıraç Akdeniz Medeniyetleri Araştırma Enstitüsü Müdürü Kayhan Dörtlük ve Arkeolog Remziye Boyraz’ın üstlendiği; sergileme tasarımını Orkun Ozan Medya Hizmetleri olarak Kreatif Yönetmenimiz Himmet Öcal’ın gerçekleştirdiği sergi, Antalya’yı dünyaya farklı bir pencereden tanıtıp bambaşka bir tarihsel vizyondan bakılmasına fırsatı sundu.

     

    İlk olarak 8-24 Ekim 2008’de Nürnberg'de açılan; 9-21 Aralık 2008’de Münih’te, 4 Ocak - 14 Şubat 2009’da Antalya’da izlenebilen sergi, 6-21 Mart arası Berlin’de ve 8 Nisan-8 Mayıs arasında da Almanya`nın en büyük üniversitelerinden biri olan Münster Üniversitesi’nin Arkeoloji Bölümü Sanat Galerisi’nde sergilenmeye hazırlanıyor. Ardında da Duesseldorf’a doğru yol alacak...

     

    Antalya’yı dünya çapında bir marka kent haline getirmek amacını taşıyan çalışmaların bir ayağını oluşturan bu sergi, Antalya’nın hak ettiği noktaya gelmesi için önemli bir kilometre tası...

     

    Orkun Ozan Medya Hizmetleri olarak 30. yılımızı sürdürdüğümüz reklamcılık hayatımızda, baskı teknolojileri ile yaptığımız her işi fikirsel mükemmellikten baskı mükemmelliğine taşımayı kendimize ilke edindik. Antalya’da teknolojiyi yakından takip eden ve makine parkurunu daima zamanın yeniliklerine uyduran ilk medya hizmet ajansı olduk; olmaya da devam ediyoruz.

     

    Tasarladığımız her çalışmanın baskı kalitesi ile mükemmel eseceğine dair inancımız doğrultusunda edindiğimiz disiplin; kuskusuz bize “ilk”leri yaşatma sansı da sağladı. Öyle ki tarafınıza sunmuş olduğumuz bu tanıtım kiti, HP Teknolojisini kullanarak, “reklamcılık-sanat-teknoloji” ilişkisini bir arada yaşatan önemli bir etkinliğin ilk adımı oldu.

     

    Uluslararası düzenlenen bu çalışmayı HP Teknolojisi ve Orkun Ozan Medya Hizmetleri is birliğinin sonuçlarını gösterebilmek adına sizlerle paylaşmak istedik... Başarılarınızın; başarılarımızın devamı olması dileğiyle....

     

    Saygılarımızla,

     

    Himmet Öcal

     

  • "Atatürk Park Totemleri"

     

  • "Çallı Atatürk Kaidesi"

    Çallı Atatürk Kaidesi

     

    Geçmiş dönemlerde Çallı Meydanı’nda yer alan M. Kemal Atatürk heykelimiz, yol çalışmalarından önce yerinden kaldırılan heykelin aynısı olarak yeniden düzenlenmiştir. Sadece heykelin üzerinde durabileceği bir kaide Orkun Ozan  Medya Hizmetler tarafından tasarlanmıştır. Kaidenin görkeminden dolayı da heykelin boyutları eskisine oranla çok daha küçük algılanmış ve bir takım yanlış anlaşılmalara neden olmuştur. Ancak Atatürk heykelinin boyutunun küçük algılanmasının tek sebebi; kaidenin büyüklüğüdür. Kaidenin görkeminin sebebi ise heykelin açık hava heykeli olması ve bu sebeple yakından değil uzaktan seyredileceğinin düşünülmesidir.

     

    ÇALLI MEYDANI ATATÜRK HEYKELİ KAİDE AÇILIMI

     

    Kaidenin etrafında topraktan başlayarak, onu sarmalayan ve ortasına kadar yükselen 6 adet krom boru bulunmaktadır. Bunun tek bir açılımı vardır. O da; Cumhuriyetçilik, Halkçılık, Milliyetçilik, Laiklik, Devletçilik ve Devrimcilik olan M. Kemal Atatürk’ün ilkeleriyle hep daha ileriye gidecek olan Türkiye’nin yükselişi...

     

    Bununla birlikte kaidenin yay şeklinde uzanan içbükey kıvrımlı formu ile anlatılmak istenen Cumhuriyetimiz’in kurucusu M. Kemal Atatürk’ün ilkeleriyle hep daha ileriye gidecek olan Türk ulusunun sonsuzluğudur...